Saat
Üyelik Girişi
Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi2
Bugün Toplam21
Toplam Ziyaret199422
Hava Durumu
Anlık
Yarın
12° 20° 9°
NAMAZ VAKİTLERİ

Anasayfa

 
 PROF.DR.MÜNİR HAMAD EL-BEYATİ'NİN KONFERANSI
 HALİL GÖNENÇ HOCAMIZI ZİYARET
 ARNAVUTKÖY MÜFTÜLÜĞÜNÜ ZİYARET
 29 MAYIS ÜNİVERSİTESİ REKTÖRLÜĞÜNE ZİYARET
 TURAN KIŞLAKÇI'NIN KONFERANSI
 ZANZİBAR ADALET BAKANI'NIN ZİYARETİ
 PROF.DR. ALİ ÖZEK'İN KONFERANSI
 KIZILAY'A KAN BAĞIŞI
Arşiv >>  
 

HASEKİ DİNİ YÜKSEK İHTİSAS MERKEZİ MÜDÜRLÜĞÜNE YENİ ATANAN DR. ADİL BOR'UN EĞİTİM
VE EĞİTİMİN ŞAHSİYET İNŞASI ÜZERİNDEKİ ETKİSİ İLE İLGİLİ YAYINLADIĞI MESAJ.

Vahiy, insan merkezli İlâhî eğitim programıdır. Amacı, hayırda insanlara rehberlik yapacak ve erdemli bir toplumun oluşumuna katkı sunabilecek nitelikli şahsiyetleri inşa etmektedir. İnsan, fıtratı gereği rahmanı duygulara sahip olması yanında yeryüzünde fıtne/fesat çıkarmaya ve kan dökmeye de müsaittir; kendi menfaati için başkalarına zulüm etmek ve kendi cinsinden olanları köleleştirme yoluna saparak insanların şahsiyet kodlarıyla oynayabilmektedir. Çünkü insan bencildir. Kendi menfaati ve şehevî duyguları için haksızlık yapabilmektedir. İşte tarih boyunca insanın ahlaki ve İnsanî değerlerden sapmaması için Allah insanla iletişim kurmuş ve bu yönde insana rehberlik yapmıştır.

Vahiy sadece kaliteli bireylerin nasıl inşa olacağından bahsetmemektedir; kamil bir şahsiyetin oluşumunu engelleyen belli faktörlere de dikkat çekmektedir. Çünkü vahiy muhataplarına hem doğru yolu beyan etmekte hem de insanların sapabileceği yan yolları (yanlış istikametleri) da açıklamaktadır. Fakat vahiy, insanı bu yollardan birisini tercih etmeye zorlamamakta ve onu kendi geleceğini tayin etmede serbest bırakmaktadır. Çünkü vahye dayalı tasavvurda baskı, kendi değerlerini zorla muhataplara dayatma söz konusu değildir. Vahye göre, insan kendi geleceğini belirlemede özgürdür. Ahirette insanın durumu da bu çerçevede şekillenecektir. Buna göre insan ya cennet-i naimde ikamet edecek veyahut cehennemde zorunlu ikamete tabi tutulacaktır. Çünkü Allah, adildir. Hiç kimseye haksızlık yapmaz.

Vahyin inşa etmek istediği şahsiyetin önünde birçok engel söz konusudur. Kur'an zaman zaman bunlara dikkat çekmektedir. Vahyin muhatap aldığı ve aynı zamanda insanı diğer canlılardan ayıran aklî potansiyelin işlevsel bir hale getirilmemesi, kaliteli ve nitelikli bireylerin yetiştirilmesinin önündeki önemli engellerden biridir. Kur’an'da aklı işlevsel bir hale getirmenin önemine dikkat çekilmesi bundan olmalıdır.

Aklını kullanmayan toplamların sorunlar yaşayacağı ve olumsuzluklar içine savrulacakları ifade edilmektedir. (Yunus, 10/100) Bundan dolayı birçok ayette aklın önemine dikkat çekilmektedir. On bir ayette aklını kullanan birey ve toplumların evrendeki olay ve olguları anlayıp değerlendirebildikleri ifade edilmekte ve bundan dolayı da bu toplum ve bireyler övülmektedirler. On dört ayette ise yaşanan fikrî ve toplumsal sorunların çözümünde aklını kullanmayan bireyler tenkit edilmektedirler. Kur'an’da aklın öneminden söz edilirken akıl kelimesi isimle değil, muzari fiil ile ifade edilmesi, aklın sürekli işlevsel bir hale getirilmesinin önemine işaret etmektedir. Çünkü muzari fiiller yapıları gereği yenilik (teceddüt) ve oluşumu (hudüs). isimler ise sübutu, yani değişmeyen şeyleri ifade etmektedir. (Curcanî, Deluilıt'l-l'cûz. Daru'l-Marife. Beyrut, 3.bs., 2001, s. 123.) Ancak İslâmi tasavvura göre akıl, vahyin kılavuzluğunda işlevsel hale getirildiği takdirde faydalı olabilmekte ve yararlı işler ortaya koyabilmektedir. Vahyin rehberliğinde hareket etmeyen akıl anarşist dahi olabilmektedir.

İslam coğrafyasında vahyin istediği şekilde aklın işlevsel olduğunu söylemek mümkün değildir. Hatta bu coğrafyada dinî metinleri anlamada akıl pasifıze edilmiş ve aklın işlevsel hale getirilmesi hoş karşılanmamaktadır. Çünkü bu coğrafyada din adına veya din dışı oluşturulan birçok tabunun bu aklî potansiyelin kullanılmamasından kaynaklandığını söylemek mümkündür. Bu nedenle Kur’an coğrafyasında en büyük israfın aklî potansiyelin zayi edilmesinde yaşandığı söylense abartı sayılmaz. Bu çerçevede Kur’an'ın muhatap aldığı akıl; ilâhî metni, sünneti ve bu metinler etrafında inşa olunan birikimi anlamada devre dışı bırakılmıştır. Kur’an’m belirttiğine göre Hz. Peygamber’in misyonlarından biri de insan aklına vurulan taklit ve gelenek prangalarını sökmesi ve insan aklını özgürleştirmesidir. Buna göre İslam dünyasında yapılan aklî israf, yeme-içme ve diğer maddi israftan çok daha fazladır.

Kur’an’ın amaçladığı lider şahsiyetleri inşa etmenin önündeki bir diğer önemli engel de taklittir. Taklit, bir çaba sarf etmeden başkalarının ürettiği bilgi ve düşünceyi tüketmektir. Bu da taklidin üretimin değil, tüketimin bir özelliği olduğunu göstermektedir. Taklit aynı zamanda Allah’ın bahşettiği basar ve basireti devre dışı bırakmaktır. Zira taklitçi zihniyete sahip olan birinin en bariz özelliği kendini bir şahsiyet olarak görmemesidir. Bu nedenle Kur’an, bu konuda muhataplarını uyarmakta, sahip oldukları bilgi ve düşüncelerini sorgulamalarını istenmektedir.(Maide,4/104; Lokman,31/21) Bilinçaltına taklit anlayışı yerleşen ve akılları taklit girdabına giren birey ve toplumlar araştırma yeteneğini kaybetmektedirler.

Taklit ile ilgili bu söylenenlerden, selefimiz tarafından inşa edilen ve hiçbir millete nasip olmayan İlmî geleneği bir kenara bırakmak anlaşılmamalıdır. Zira uzun bir süreçte inşa edilen, tefsir, fıkıh, kelâm ve hadis kitapları, bunların şerh ve haşiyelerinden meydana gelen yorum medeniyetimiz asla göz ardı edilemez. Aksi takdirde İslam tasavvuru adına inşa olan hiçbir düşünce sağlam temeller üzerine bina edilemez. Aynı şekilde gelenekteki her şeyi kutsamakla da düşünen, sorgulayan ve aydın şahsiyetlerin inşası mümkün olmayacaktır. Bu da geleneğin doğru anlaşılması için sorgulayıcı ve sentezci okumaların yapılmasını iktiza etmektedir. Bununla birlikte bu okumaların gelenek, modern akıl ve yaşanılan bağlam dikkate alınarak yapılması önem arz etmektedir. Aksi takdirde kaliteli ve nitelikli şahsiyetlerin inşası yerine zihinleri donmuş ve kalbi duyguları paslanmış ve parçalanmış bireyler yetişecektir. Günümüzde İslam dünyasında yaşanan düşünce krizinin temelinde, fikrî, siyasi, iktisadi ve sosyal sorunların modern bağlam görmezden gelinerek tarihsel sürecin belli bir bağlamında inşa edilen yorumlarla söz konusu sorunları çözmeye çalışmak bulunmaktadır.

Nitelikli bireylerin inşası için İlmî mahfiller özgür olmalıdır. Medeniyetimizin inşa edildiği ilk dönemlerde fikirlerin özgürce ifade edildiği ve değer gördüğü İlmî ortamlarda İmam-ı Azam Ebû Hanife, Ebû Yusuf, İmam Muhammed, İmam eş-Şafii vb. şahsiyetler yetiştiler. Kaliteli birey ve fikirler köklerini serbestçe yere salan, semaya doğru dallarını özgürce uzatıp güzel meyveler veren ağaçlar gibi, düşünce özgürlüğünün olduğu ortamlarda neşvünema bulabilir. Düşünce ve İlmî özgürlüğün olmadığı ve İlmî ehliyetin takdir edilmediği bir zeminde insanlara rehberlik yapabilecek şahsiyetlerin yetişmesini beklemek beyhudedir.

Hz. Peygamber’in öncülüğünde Kur’an mektebinde yetişen ve İslam medeniyetinin yayılmasında öncülük eden ilk nesil, herkesin kendini değerli hissettiği ve özgür bir şekilde kendini ifade ettiği bir ortamda yetişmiştir. Hz. Peygamber’in Meclisi ve mescidi kenarında inşa edilen Suffa mektebine hâkim olan ruh ve atmosfer böyleydi.

Kaliteli şahsiyetlerin inşası için ilimle birlikte İslâmî irfanın hem nazarî hem de amelî boyutlarının var olması gerekmektedir. Zira amele dönüşmeyen imanın, hayatta karşılığı bulunmayan bir ilmin değeri yoktur. Nice vakitler, birey, toplum ve insanlık için faydalı olmayan teferruat ve kullanım tarihi geçmiş fikir ve yorumlarla zayi edilmektedir. Dolayısıyla Kur’an ve sünnetin insanlık için ihtiva ettiği temel değerlerle değil de Kur'an ve sünnet etrafında meydana gelmiş ihtilaf ve tartışmalarla meşgul olmak, bunları İslam tasavvurunun aslıymış gibi kabul etmek, amaçlanan ilmî ve İslami şahsiyetin inşasını engellemektedir. Bu nedenle Kur’an ve sünnetin temel değerleri sürekli güncellenmeli ve İslamî tasavvurun merkezine yerleştirilmelidir. Tarihsel ihtilaf ve yorumlardan Kur’an ve sünnetin anlaşılması için bilgiler istinbat edilmelidir. Ayrıca bencillik, tembellik, kendini geliştirmeme, zamanı iyi kullanmama ve kendi İlmî değerini bilmemek de kâmil şahsiyetin oluşmasını engellemektedir.

Netice itibariyle denilebilir ki, ilmî ve erdemli şahsiyetin inşası önünde yüzlerce mani vardır. Bu durum Müslüman bireylerin Kur'an ve sünnetle sürekli irtibat halinde olmalarını iktiza etmektedir. Böylelikle Kur’an ve sünnetin ihtiva ettiği itikadî. ahlaki ve İnsanî değerler ile selefi salihinin bu konulardaki yaşam ve yorumlarıyla yeniden iletişim kurmak gerekmektedir. İslâm’ın ana damarı olan Kur'an ve sünnetle yeniden doğru bir iletişim kurularak aydın, düşünen ve hayatın farkında olan bireylerin inşası hem coğrafyamız hem de insanlık için zorunludur. Aksi takdirde bu coğrafyada dostluğu inşa etmek, her kesin kendi güvende hissettiği bir ortamı oluşturmak zor olacaktır. En önemlisi Kur’an’ın bu coğrafyaya yüklediği medeniyette öncülük etme vasfını kaybedecektir.

Dr. Adil BOR
Haseki Dini Yüksek İhtisas Merkezi Müdürü

   


  
 
 


TÜRKİYE DİYANET VAKFI
DİYANETTV

DİYANET RADYO

HASEKİ